Home > İnceleme - Analiz > Modern Hayaletlerin Arasında Rahatsız Olduğunu Fark Eden ‘’Adam’’

Modern Hayaletlerin Arasında Rahatsız Olduğunu Fark Eden ‘’Adam’’

Eğitim bültenine birkaç satır ara verip kıyıda köşede ilginçlikleri olan bazı canlı taşlardan bahsedelim. Şu sıralar farklı konulardan bahseden filmler üretilmeye başlandı. Özellikle distopya ve duyguların parçalandığı depresif yapımları görmek mümkün. Fakat bu yazıda güncel filmler yerine 18 yıl önce yönetmen Jens Lien’in çektiği en soğuk ve de prestijli, bazılarımızın tamamen unuttuğu bir filminden bahsetmek istiyoruz: Den Brysomme Mannen (The Bothersome Man) yani Türkçe adıyla Sorun Yaratan Adam veya Uyumsuz Adam…

Herhalde filmi hatırlayanlar ve de sonuna kadar izleyenler filmin anlamlı bir noktaya varmamasının sorununu yaşamışlardır. Aslında birazdan da detaylıca anlatacağımız gibi; film ender yapıtlar gibi bittiği yerde başlıyordu.

Kahramanımız Andreas, yer altında bir metro istasyonunda, iki tane gencin iğrenç şekilde sevişmesi ve soğuk bir sessizlik anında trenin önüne atması ile başlıyor. Film atlayıştan sonra bir anda kesintiye uğrayıp ıssız bir vahada üzerinde eski bir tabela ile ‘’hoş geldiniz’’ yazısının bulunduğu ahşap bir marketin önünde durup; Andreas’ın bir servis otobüsü ile ismi ve yöntemi bilinmeyen bir kente, şirket elemanı olarak götürülmesi ile devam ediyor. Soğuk ve kasvetli bir kent. Amacı belli olmayan duygusuzluğun ve şirin distopyanın başkenti gibi. Herkes aynı hissi yaşıyor adeta. Sadece tüketim ve haz. Endişesizliğin verdiği doğal sıfatların biçimsizliği. Film boyunca havanın kapalı olması. Gerilime yaklaşıyorum derken bir anda duran zaman alegorisi gibi.

Andreas, başlarda şirket elemanları ile sağlıklı diyaloglar kurar. Çabucak ortama alışır hatta ofis çalışanlarından bir kadınla beraber olur. Daha sonra başka bir kadını sever ve onunla beraber olmak ister fakat ilginç ki bu kadınlar adeta birer robot şeklindedirler. Ayrılırken veya beraber olurken duygu seremonisi gözlenmez onlarda. Andreas, bu dehliz şehirde yavaştan artık bir şeyleri fark eder. Her gün aynı rutinler ve ortamın kasvetiyle düşünme yetisini başlatır (ve platonik mağarada zincirden kurtulan esir, her şeyin bir düzmece olduğunu anlatır). Daha sonra Andreas, çalıştığı ofiste durduk yere parmağını keser ve bayılır. Az sonra uyandığında parmağı takılı haldedir ve işine döner. Ardından bir binada atlayarak intihar eden demir kazıklara çakılmış bir genci görür. Bütün bir şehir bağırsakları dışarı çıkmış olan bu gence kayıtsız kalıp gündelik işlerine devam eder. Ve filmin başındaki sahne filmin ortasında tekrar eder. Andreas, trenin önüne atar kendini ama ne hikmetse tren onu yerlerde patır patır sürüklese de Andreas’ın bir türlü ölmediği görülüyor. Defalarca ezilip yara bere içinde tren işkencesinin devam ettiği görülüyor. Oradan yaralı kurtulup eski sevgilisinin yanına gider. Fakat sevgilisi ona hiçbir şey olmamış gibi banyoya gitmesini ve üzerini değiştirmesini söyler. Sonra yine ofise gelir. Ardından bir binanın bodrumunda gelen o güzel koku ve cezbedici radyo sesini duyar. Duvarda bir delik açılır. Arka tarafta otantik ve doğal sade bir ev vardır. Masanın üzerinde bir kek. Filmin sonlarına doğru işinden de kovulan Andreas işlerin tamamıyla çığırından çıkmasıyla; o delikten gelen kokuyu yakalamak için duvarı delmeye başlar. Otantik evin duvarında bir delik açar ve tam keki alıp yiyecekken distopik polis tarafından ayaklarından çekilir. Fakat bir parça da olsa keki alır hayvani bir iştahla yer. Polis aracına bindirilen Andreas’a, götürülmeden önce iyi giyimli şirket çalışanı elitist bir kadın dikkatle bakar (filmi izleyenler bilir ki kadının Andreas’a bakışı, bütün bir filmin felsefi temasını o bakışlara hapsetmiştir. ‘’Tüm bu yaşananlar senin kendi varlığından kaynaklanıyor’’ dercesine bakışlardı). Tekrardan geldiği o ıssız vahaya götürülür en sonunda da bir servis aracının bagajından dışarı çıkar ve soğuğa terkedilir ve de film nihayete erer.

The Bothersome Man 2

Filme dair bilimsel ve en çarpıcı analizi 2019’da yazdığı ‘’ Platonik Mağarayı Kristalleştiren Anti-Platonik Mağara: Uyumsuz Adam’ın Kristal Yüzlerinde Sinematik Felsefi Yolculuk’’ adlı makalesiyle Prof. Dr. Serdar Öztürk beyefendi yapar. Makale evvela Platonik mağara ve tarihsel süreçteki psikolojisini tanımlayıp genişçe bahseder. Daha sonra filmin her bir parçasını, anti-platonik kavramlarla açıklar. Aslında filmi izlemeden makaleyi okumak daha uygun olur derim. Zira sinema okurları ve sinema sanatı ile ilgilenenlerin çoğu bu tarz filmlerde verilmek istenen felsefi ve anormal imgelere fazlası ile duyarsız. Bu nedenle ki sinema veya sanat sadece bakış değildir. Ruhun tamamıdır. Makalede başta platonik felsefe ve tarih boyunca insan aklının ataletini ardından bu mağaradan çıkışın yani anti-platonik koşulların fikirsel patlamalarını sunmakta. Esas da bu ya; anti-platonik gelişim neydi?

Öztürk, platonik mağarayı ve devamında Anderas ile bağlantılı anti-platonik imajları şu şekilde izah eder: ‘Doğumlarından itibaren zincire vurulmuş vaziyette mağaranın duvarlarına yansıtılan hayvan ve insan maketlerini izleyen ve sesleri dinleyen mahkûmlar yaşadıkları hakikatin gölgelerden ibaret olduğunu düşünmektedirler. Arkada yanmakta olan ateş ve mahkûmlar ile ateş arasındaki çukurda ellerinde maketleri taşıyan insanlar bu yanılsamaya neden olmaktadırlar. Düşünce deneyine göre mahkûmlardan birisi zincirlerinden kurtulur, giderek ateşi, maketleri, maketleri taşıyan insanları, dışarıdaki güneşi ve diğer nesneleri görür. Mahkûm mağaraya döndüğünde ve zincirlenmiş mahkûmlara hakikatin gölgelerden ibaret olmadığını anlatmaya çalıştığında kimse ona inanmaz. Doğumlarından itibaren görüngüler dünyasıyla ilişkiye geçmiş insanları mağaranın dışına çıkarmak kolay değildir. Mağara onları çekmekte, çerçevelemekte, algılama ve düşünme mekanizmalarını belirlemektedir’’ (Öztürk, 2019, s.146). Bu açıklama herhalde az bir sosyoloji ve tarih felsefesi okuyan kişiye, akılda nasıl bir eylem yaratılacağının öngörüsünü sunmuştur: ‘’Andreas’ın gönderildiği modern kent de bir tür mağarayı andırmaktadır. İlişkiler mekanik ve baştan verilir. Burada cinsel yaşam dahi mekaniktir, aşk ise yoktur; Bahtinci anlamda karnavalesk ve Diyonsosçu anlamda bir arzu üretimi bulunmamaktadır. Metrodaki öpüşmelere, Andreas’ın sevgilisiyle yatak odasındaki cinsel eylemlerdeki yapaylık ve arzudan yoksunluğa dair imajlar arzunun otomatikliğini gösterir (Öztürk, 2019, s.147). Yazar devamında yalın bir açıklama ile birey toplum mesajı verir:

’Anti-platonik mağaranın bir başka özelliği, kendi başına inisiyatif alabilmesidir. Gelgelelim bu özellik sadece anti-platonik mağaraya ait değildir; bizzat platonik mağara da kendi başına inisiyatif alarak eylemleri ve ilişkileri sürüklemiştir. Böyle olması doğaldır, çünkü yukarıda da belirttiğimiz üzere platonik-mağara ile anti-platonik mağara içkin bir şekilde birbirine bağlıdır, birbirinden tamamen kopuk değildir. Daha açıkçası, anti-platonik mağara kristal-imaj olarak platonik mağaranın içinde minör tohum olarak durmaktadır. İnisiyatif alma ile kast edilen tam olarak nedir?’ (Öztürk, 2019, s.149). Burada kastedilen kesinlikle modern dünyada ‘’Big Brother’’lara rağmen karanlıkta insanlara seslenebilme eylemidir. Hepimiz aile, eş, rızık, kamu ve güvenlik baskı ve korkusu sebebiyle bir asra yakın ketlenmiş durumdayız toplum olarak. Havası ve zihni kapalı bu modern hayaletin içinde bir inisiyatif yıldızı açlığında kıvrandığımızı belirtmek zorundayız. Andreas bu gerilim kentte başarısız bir lamba olsa da kendisine bir ışık atfetmişti bizler için. Ve devam eder:

’ …Filmde Andreas daha giriş sahnelerinde otobüsle tarlaların ve çıplak arazinin arasından benzinlik benzeri salaş bir yere getirilmişti. Sadece Andreas değil, filmin ilerleyen sahnelerinde görebileceğimiz üzere başkaları da zaman zaman buraya getirilmekte, “hoş geldin” levhası ve sözleriyle karşılanmakta ve bir otomobille platonik mağara kentine götürülmektedir. Burada kendilerine evleri verilmekte, işleri hazır olmakta ve onlardan verili bu mekân ve ilişkilere kendilerini adapte etmeleri beklenmektedir. Deyim yerindeyse otomatik bir çark işlemekte, bu bengi dönüş içinde sistem kendi hattında ilerlemekte ve insanlardan çarkın işleyişine uyum sağlamaları istenilmektedir. İsteyen kimdir, niye böyle olmuştur, her şeyin tepesinde kim veya hangi iktidar blokları vardır, filmde açık yanıtı yoktur. Dünya inisiyatif almış, kişileri, olayları, ilişkileri sürüklemektedir’’ (Öztürk, 2019, s.149).

Son olarak da: ‘’…Altını çizmek istediğimiz asıl husus, pek çok insan burada mutlu derken mutsuz olan Andreas gibi sorun yaratan arızalı tiplerin de her şeye rağmen mağara-kentte halen var olabildikleri, nakarat halindeki sesi işitebildikleridir. Platonik-mağara kentte mutsuzluk umudun tohumudur. Kristaldeki umut ise anti-platonik mağaraya açılan geçittir’’ (Öztürk, 2019, s.150).

Bir gizemli adam şehre geldi. Bu adamın ismi sadece Andreas. Nerden geldi ve amacı neydi? Bu yerin ismi neydi? Bu kentin amacı neydi? Soğuk ve gerilim kokuyordu? Eğer bir mağara varsa hayatınızda; duvarları elbet bir gün çatlayıp çıkışını ele verecektir. Çıkış ümidiyle.

’Duygusuzluğun başkentinde yok olmayı var olmak bilen adam.

Yüce sorunlar yaratan adam…’’

Kaynakça

ÖZTÜRK, Serdar, Platonik Mağarayı Kristalleştiren Anti-Platonik Mağara: Uyumsuz Adam’ın Kristal Yüzlerinde Sinematik Felsefi Yolculuk, İletişim Kuram ve Araştırma Dergisi, S. 49, Ankara 2019.