Geçtiğimiz yıl ilk kez düzenlenerek spor ve sinemayı aynı çatı altında buluşturan İstanbul Uluslararası Spor Filmleri Festivali (ISFF), ikinci yılında izleyiciyle yeniden buluşmaya hazırlanıyor. Belgesel sinemacı Gökçe Kaan Demirkıran’ın öncülüğünde hayata geçirilen festival, sporu yalnızca rekabetin değil; insan hikayelerinin, toplumsal dönüşümün ve güçlü anlatıların merkezine yerleştiriyor.
26–29 Mart tarihleri arasında İstanbul’un farklı mekanlarında gerçekleşecek festival kapsamında düzenlenecek Kurmaca Kısa Film ve Belgesel Film yarışmalarının finalistleri açıklandı.
Kısa Filmlerde Kimlik, Mücadele ve Dayanışma Hikayeleri
Kurmaca kısa film seçkisi, sporun bireysel mücadelelerden toplumsal baskılara, kimlik arayışından dayanışmaya uzanan çok katmanlı anlatılarını bir araya getiriyor. Farklı coğrafyalardan gelen yapımlar, sporun yalnızca fiziksel bir rekabet değil, aynı zamanda kişisel ve toplumsal dönüşüm alanı olduğunu hatırlatıyor.
Amir Zargara’nın yönettiği Kanada yapımı A Good Day Will Come, ülkesini temsil etmeyi hayal eden bir güreşçinin politik baskılar karşısında sessizlik ile direniş arasında kalışını anlatıyor. ABD yapımı Breaking the Tide, Katrin York imzasıyla Hawaii kıyılarında büyüyen iki kardeşin rekabet, aile baskısı ve korkularıyla yüzleşmesini konu alıyor.
Filipinler yapımı G!, yönetmen Jose Andy Salanio Sales’in anlatımıyla espor tutkusu ile ailesinin beklentileri arasında kalan bir gencin kendini kanıtlama mücadelesini takip ediyor. Hollanda yapımı Inundation, Ilia ten Böhmer’in yönetmenliğinde savaş travmasının ardından su korkusuyla yaşayan bir çocuğun yeni hayatına uyum sürecine odaklanıyor.
İtalya yapımı JAI, Francesco Baldini ve Silvia Zennaro yönetmenliğinde aynı dövüşe hazırlanan iki arkadaşın dostluğunu sınayan bir Muay Thai hikâyesi sunarken, Massimiliano Pacifico imzalı The Champion’s Mural, Napoli’de Maradona’ya adanan duvar resimleri etrafında şekillenen bir seçme sürecinin gençler için yeni bir başlangıca dönüşmesini ele alıyor.
İngiltere yapımı The Fight, Antony Petrou’nun kamerasından erkek egemen bir boks salonunda kendini kabul ettirmeye çalışan genç bir kızın cesaret hikâyesini aktarırken; ABD yapımı Untouchable, Adam Lapallo yönetmenliğinde genç bir eskrimcinin başarı hırsı etrafında aile, antrenör ve rekabet arasındaki gerilimi merkezine alıyor.
Belgesel Seçkisinde Sporun Dönüştürücü Gücü
Belgesel film seçkisi ise sporun yalnızca fiziksel bir mücadele olmadığını; kimlik, aidiyet, dayanıklılık ve dönüşüm alanı olduğunu farklı coğrafyalardan çarpıcı hikayelerle ortaya koyuyor.
Türkiye yapımı, Cem Güzel yönetmenliğindeki Abstract, taraftarlık kültürünü yapay zekâ perspektifi üzerinden ele alarak aidiyet duygusunu sorguluyor. ABD yapımı Best Day Ever, Ben Knight ve Berne Broudy’nin yönetmenliğinde adaptif dağ bisikleti sporcularının dayanışma ve özgürleşme hikâyesini anlatıyor.
Roser Corella ve Stefano Obino imzalı Kickoff, Kırgızistan’da kadın futbolu üzerinden toplumsal tabulara meydan okuyan bir değişim hikâyesi sunarken; Fransa yapımı Run Again, müzisyen Dave Pen’in bir ultra maraton aracılığıyla hayatına yeniden yön verme arayışını takip ediyor.
Litvanya yapımı Sandra: The Drift Queen, erkek egemen drift dünyasında var olmaya çalışan bir sporcunun mücadelesini aktarırken; Brezilya yapımı Tainá, profesyonel sörfçü Tainá Hinckel’in Olimpiyat yolculuğunu kişisel bir anlatıya dönüştürüyor.
İtalya ve Senegal ortak yapımı The Madmen Coach, zihinsel rahatsızlıkları olan oyunculardan kurulan bir futbol takımının umut dolu yolculuğunu konu alırken; Uruguay yapımı Una Familia Olímpica, Down sendromlu jimnastikçi Daiana Casella’nın spor aracılığıyla kurduğu dönüştürücü bağı gözler önüne seriyor.
Sporun Ötesinde Hikayeler
Festival kapsamında gösterilecek kısa ve belgesel filmler; farklı coğrafyalardan gelen anlatıları, özgün bakış açıları ve çağdaş sinema diliyle izleyiciyle buluşturacak. Programda yer alan yapımlar, sporun yalnızca rekabetten ibaret olmadığını; hafıza, mücadele, kimlik ve insan hikâyeleri üzerinden yeniden düşünmeye davet ediyor.
