Amerikan sinemasında en sevdiğim üç yönetmenden biri olan Woody Allen belki de ilişki dinamikleri ve insan iletişimlerini yeryüzünde en iyi gözlemleyen insanlardan, sanatçılardan biri olarak karşımıza her seferinde ayrı bir başyapıt ile çıkmaktan yorulmuyor. Opus magnumu olarak görülen Annie Hall’da da bu yazıda inceleyeceğimiz Husband and Wives filmiyle de her seferinde ilişki dinamikleri üzerine belki bir miktar depresif bulunabilecek fakat gerçekçilik konusunda herhangi bir eleştiri damgasına maruz kalamayacak işlere imza atıyor. Bergman ile başlatılan psikolojik analiz sinemasını en zirvesine kadar çıkararak çoğu insan kabul etmekten çekinse de boynuzun kulağı geçmesine yol açıyor. Bu yazıda inceleyeceğimiz Husband and Wives filmi son derece depresif ama realist bir epik anlatım üzerinden ilişki dinamiklerini, kısır döngüleri, insanların iletişim ve aralarındaki dışarıdan basit gözüken ilişkilerin aslında ne kadar kompleks ama bir o kadar da sistemsel ve kurallar çerçevesinde ilerleyen yapılar olduğunu bir sanatçı olarak yansıtsa da bir bilim insanı gibi kesip biçmekten de hiç geri kalmıyor.
Epik Bir İlişki Anlatısı
Woody Allen bu filminde de her filmindeki gibi ilişkilerin baştan ölü doğan mantığını ve içinde yatan ilginç sistemini bir otopsi uzmanı gibi ortaya döküp inceleyip bunu da bize sunuyor. Allen’ın en sevdiğim ve sahici bulduğum yönü ise bunu yaparken bu saçmalıkları anksiyetik ve komedik bir durum üzerinden bize sunuyor olması ve en içimize işleyen temel insanlık dinamiklerinin bile aşırı mantıksız yerlere dayanıyor olmasını suratımıza vurmasıdır. Bu tarz dinamiklere kutsallık atfeden ve uhlevi bir konuma getiren yönetmenler, yazarlar, ressamların yerine o tamamiyle gerçek yönleriyle bu konsepti ele alıp saçmalıklar içindeki ahengi gösterip sonra bu saçmalıklardan dolayı dertlenip kedere boğulmamamızı tam aksine kabullenip bu enteresan varoluştan bir keyif çıkarmamızı her işinde tekrardan vurguluyor.
Film iki çift üzerinden ilişkileri masaya yatırıyor. Bu çiftlerden biri Gabe ve Judy diğeri ise Jack ve Sally. Filmde her karakter aslında aşırı derecede kompakt ve kompleks karakterler barındırıyor fakat bir yandan hepsi de ortak bir şablon anlatıya hizmet ediyor. Belki de Woody Allen’ın hikaye anlatıcılığı becerisinin alametifarikası burada yatıyor diyebiliriz.
İlişki Sorunlarındaki Rasyonelize Etme Fetişi
Açılış sahnesinde Jack ve Sally çiftinin yemek masasında boşanacaklarını açıklarken oldukça sakin gözükmeleri, ilişki sorunlarına karşı gerçekçi olmayan bir defans mekanizmasını çok güzel bir şekilde gözler önüne seriyor. Özünde içgüdüsel bir takım mekanizmalara ve duygulara sahip olan insan türü dünyanın bu modernizasyona gelmesi ve bu modernizasyona gelirken edindiği bir takım genel geçer takip edilmesi gereken kurallara uyması gerektiğinden dolayı bu içgüdüsel mekanizmaları reddetmeye meyilli bir hale gelmiştir. Aslında beyinlerinde ve içsel duygularında hiç de rasyonelize etmeyi beceremedikleri bir takım duyguları dışarı dünyaya karşı sanki kabullenmiş olarak taklit etmeleri aslında hiçbir şekilde ulaşamadıkları bir idealizasyona ulaşmış gibi davrandıklarını göstermektedir. İnsanlık tamamiyle içgüdüsel istek ve duygularını bastırarak rasyonalize bir çizgiye çekmeye yönelik yapay bir istek ile gerçek isteklerimiz arasındaki balansı kurmaya dayanır. Bir takım duygular hissederiz ama bunları hissetmememiz ve reddetmemiz yönünde karşı istek oluştuğundan ve kabul edilebilir, daha az acınası olan bu olduğundan dışarıya bunun yönünde bir taklit kişilik gösteririz. Bunu yaparken aslında beynimizin oldukça efor sarfetmesine yol açtığımızdan dolayı tam tersine uzun vadede negatif etkiler gösterir ve bunun günahını oldukça çekeriz. Halbuki dünyaya kendimize ve çevre gerçekliğimize bu kadar da taklit yapmamız hiçbir zaman gerekmemesi gerekir. Uzun vadede çözüm getiremeyen bir rasyonellik fetişi sadece bizim mantığa olan anlık isteğimize bir tatminiyet oluşturur. İnsanlık barındırdığı aşağılık komplekslerinden, modern dünyaya gelinen yolda içgüdüsel bir hayvan değil de mantıklı bir üstün tür olduğunu kanıtlamak istediğinden dolayı bu temel insanlık çelişkisi ve yanılgısı ilişki sorunlarımızı reddetmek gibi inanılmaz günlük bir olaya bile nüfuz eder.
İlişki İçi Güç Savaşları
Filmde aktarılan iki çiftten biri olan Gabe ve Judy çifti ilişki içindeki karşıt karakterlerin nasıl bir güç savaşına daha doğrusu güç üstünlüğüne yol açacağını ve belki de fark etmeden bile birbirlerine ne kadar zarar vereceklerini ve bunu yaparken birbirlerini hiçbir şekilde anlayamayacaklarını -gerçek manada- güzel bir şekilde gösteriyor. Gabe karakteri her şeyi rasyonalize etmeye çalışan, karşısındakine istemsiz bir şekilde üstten bakan ve onu yorumlamaya çalışan bir akademisyen olarak karşımıza çıkıyor. Judy ise onun tam tersi bir kişiliğe sahip olarak daha fazla duygulara ve yakınlaşmaya ihtiyaç duyan fakat bunu Gabe’den alamayan ve Gabe’e yazdığı şiirleri bile gösteremeyecek derecede bir güvensizlik ve eleştirilme korkusu içeren biri olarak filmde canlanıyor. Bu karakter karşıtlığı içinde Judy çocuk yapma konusunda bile bir aksiyon alamayan yumruğunu masaya vuramayan sinik bir karaktere evrilmesine yol açıyor.Gabe bu olayları umursamaz ve üstüne derin bir şekilde düşünmezken korkunç derecede anksiyetik yapısından ötürü Judy bu konular üzerine düşünmenin içinden çıkamayıp Gabe’in anlayamadığı bir kısır döngüye giriyor. Bu örnek ilişki tipinden yola çıkarak aslında suçun iki taraftan da karşılanmadığını görmemiz gerekiyor çünkü bu karşıt karakter yapıları birbirlerini manipüle etmek ve sömürmek konusunda çok açık haldeler ve bunu bilinçsiz bir şekilde yapıyorlar. Birbirlerini anlamamaları elbette belli oranda empati becerisi eksikliğini gösteriyor ama günün sonunda bu onları suçlu yapmıyor. Tamamen farklı karakteristik yapısı olan insanların birbirlerini uzun vadede, samimiyet oluştukça sömürmeleri ve manipüle etmeleri iki tarafın da kontrol edemediği doğal bir süreç olarak karşımıza çıkıyor.
Korkulardan Kaçmak ve İzole Olma İsteği
Jack ve Sally’nin boşanma kararı almaları ile Judy’nin daha önce aslında kendine bile belki de dürüstçe ve cesaretli bir biçimde açmadığı bir ayrılık fikri kafasında canlanmaya ve yeşermeye başlıyor. Fakat bu tarz radikal değişim fikirlerinin özellikle anksiyetik ve sinik karakterlerde ilk yarattığı defans mekanizması olarak tabiki de önce bu fikirden korkarak bundan kaçmaya çalışıyor. Bu noktada izole olmak ve fikrin hatırlattığı bir takım imgelerden kaçma aşaması devreye giriyor. Judy, Jack’in Sally’den ayrıldıktan sonra tanıştığı Sam karakteri ve Jack çiftinden kaçmaya çalışmasının temelinde aslında bu yalın gerçek yatıyor. Anksiyetik kişiler düşünceleri içinde boğulurken bu kısır döngüden çıkmanın en kolay yolu olarak o fikirden korkmayı tercih eder ve bu yolda korkularından uzak kalmak için izole olmak ve o fikri hatırlatacak her türlü şeyden kaçmak isterler. Bu aslında bütün insanların içinde yatar fakat Judy gibi derin anksiyeteye sahip olan bireylerde doğal olarak daha fazla etkisi görülür çünkü akışına bırakmak gibi klişe ama bir o kadar da dahice davranışı yapacak mekanizmaları gelişmemiştir. Bu sebeple izolelikleri bozulana veya onu bozmaya kendileri cesaret edene kadar bir denge içinde ince bir çizgide yürürler ve acaba düşecek miyim yoksa karşı yola varacak mıyımın endişesi içinde kendilerini yapay bir konfora itmeye çalışırlar ve çoğunlukla şaşırtıcı olmayacak biçimde başarısız olurlar.
Gerçekleri Bir Kenara Atmanın Cazibesi
İnsanlığın en ironik ve çelişkisel konseptlerinden biri olarak gerçekleri bir kenara atmanın getirdiği konfor hissiyatı bu filmde de işleniyor. Sally karakteri, kocası Jack’in şüpheli bir hareketi ile onun kendisini aldattığını anlıyor ama daha fazla kanıt bulamadığından dolayı bir süre onu unutmaya ve eski günlere dönmeye çalışıyor ama bu günün sonunda unutamıyor ve pasif agresif bir tonda ondan intikam almak istiyor ama bu intikam somut bir intikam olarak değil bekar olma isteği olarak karşımıza çıkıyor. Sally, rasyonel bir gerçek olarak kocası Jack’in onu aldattığını elbette biliyor. Fakat insanlığın her ne kadar rasyonel olmaya çalışsa da olamadığı nokta Sally’de de görülüyor. Eski günlerin cazibesi ve güzelliği sanki her anın o anlar gibi olması ve bu büyülü durumu bozmamamız gerektiği gibi bir yanılgıya yol açıyor. Sally’de bunu yaparak belli bir süre bu durumu unutmaya çalışıyor ve sanki unutunca gerçeklik değişecekmiş gibi bir hale giriyor. Mutlu olmak için gerçeklik düzlemini kırmak ve eskinin büyüleyiciliğine dönmeye çalışmak insanlığın ne kadar acınası bir hale çok rahat bir şekilde girebileceğinin ve medeniyet çizgisinin çok kolay bir şekilde kırılabileceğinin çok somut bir kanıtı olarak bize bir kez daha üstün aşmış bir canlı türü olmadığımızı gösteriyor.
Genç Sevgililer ve Gerçekleşememiş Hayaller
Filmde ayrılık aşamasındaki bütün karakterlerin bir noktada genç sevgililere yöneldiğini görüyoruz. Jack karakterinin ayrıldıktan sonra hemen genç bir kokteyl garsonuyla ilişkiye girmesi, Gabe karakterinin evlilik içindeyken bile öğrencisi ile flört etmesi… Lacan’cı bir bakış açısından baktığımız vakit benliğimizin ikiye bölündüğünü ve bunu yeniden yerine getirmek birleştirmek için yanımıza bir şeyler aradığımızı söyleyebiliriz. Bu durumu spesifik olarak gençlik durumuyla sınırlarsak kendi gerçekleşmemiş hayallerimizin simgesi ve kayıp bir gençliği yeniden canlandırmak için en yakın deneyimin genç bir sevgili edinmek olduğunu görürüz. Adeta gençliğin iyileştirici ve yeniden canlandırıcı tarafını bir simge olarak genç sevgilililer üzerinden yorumlayabiliriz. Hiçbir zaman bir insanın, o gençliği ve orada kaybettiği oraya ait olan ama hiçbir zaman gerçekleşmemiş hayali ideaları geri getirip gerçekleştiremeyeceğiz. Bu yüzden bazı insanlar genç sevgili yaparak esasında bu gençlik konseptine en yakın deneyimi yaşamaya niyetli oluyorlar. Yanlarına kendilerinden çok daha genç bir sevgili alarak gençliklerini canlandırabildikleri kadar canlandırmaya çalışıyorlar. Bunun bir diğer en yakın deneyimi ise çocuk yaparak kendi gerçekleşmemiş ideallerini çocuklar üzerinden dünyaya sunmaya çalışmaları ve bunu büyük olasılıkla gerçekleştiremeyip yine buna rasyonel – sevgisel bir temel kurmaya çalışmalarıdır.
Judy Karakterine Daha Yakından Bir Bakış
Judy’nin içten içe istediği ama evlilik içi karakter çatışmasında maruz kaldığı baskı ve bu ortamda kimliğini tam edinemediğinden dolayı uygulayamadığı her şey gözünün önünde en yakın arkadaşı tarafından yapılıyor. Ve tam bu sırada aslında Judy kendi istediği şeyin en yakın arkadaşı tarafından yapılmasına ek olarak onun bunu yapmasını aslında kendi elleriyle sağlıyor. Yani burada gördüğümüz Judy karakteri kendi başına yapmaya cesaret edemediği şeyleri arkadaşı için yapmaya bir noktada cesaret etmiş oluyor. Sally, kocasından ayrıldığı vakit Judy’nin içine ilk kıvılcımı düşürmesine rağmen Judy bu sırada ilişkisi hakkında net bir aksiyon alıp bir eylemde bulunmuyor. Ama aslında kendi ilgisini çeken iş arkadaşı Michael’ı Sally’e ayarlıyor hatta ayarlamak için özel bir eforda da bulunuyor. Ama bu noktadan sonra Michael ile Sally’nin arasındaki ilişkinin doğal ve hızlı bir şekilde kurulması ile kendisi denklemden çıkıyor ve bundan rahatsız oluyor. Çünkü aslında kendi istediği ama cesaret edemediği bir eylemi arkadaşı üzerinden yaparken bunun hem rahatsız ediciliği hem de bir yandan tatmin edişi arasında ilerlerken çok hızlı bir şekilde denklem dışı kalıyor ve doğal olarak bu durumu kıskanmaya başlıyor. Bu da rekabet duyarak bu adama neden ben sahip olamadım düşüncesini ortaya çıkarıyor en yakın arkadaşına çok kritik bir yardımda bulunmuş olması gerçeğine rağmen. Kendini mutlu etmeye cesaret edemeyen bir birey arkadaşını mutlu etmeye cesaret edebiliyor çünkü bu karakter aşırı derecede başkalarının düşüncesiyle hareket eden people pleaser ve evliliğinde bile güç dengesini kocasına kaptıran ve bu kaptırmadan dolayı iyice kendisine olan öz saygısını her gün ev içinde yani en doğal ortamında bile kaybeden ve bu kaybetmekten dolayı obsesif anksiyetik kişiliğiyle beraber tamamen kısır döngüye giren bir karakter. Kocası bu konular üzerine çok düşünmeyen bir tipken onun dert babası olması yani hep başkalarına göre hareket eden birinin başkasını mutlu etmekte cesaret bulması ama kendini etmede bulamaması şiirlerini bile kocasına gösterecek özgüvene sahip olmaması ve bu durumunun da kendi kendine farkında olmasından dolayı bunun içinde kısır bir mutsuzluık döngüsüne girmesi ve bundan çıkamayıp iyice hapsolması, dışarıdan basit yakından derin bir karakterin oluşumuna yol açması işten bile değil.
Kendi Başarın mı, Başkalarının Başarısızlığı mı?
Jack karakteri Sally’den ayrıldıktan sonra tanıştığı Sam ile girdiği ilişkide belli bir noktaya kadar hep mutlu ve gençleşmiş bir imaj çiziyor. Sam ile yeni bir hayat bulduğunu ve çok mutlu olduğunu hep suratımıza vurmaya çalışıyor fakat bir davet esnasında arkadaşlarının ona eski karısı Sally’nin biriyle görüştüğünü söylemesi ile bu büyülü gerçeksizlik perdesi ortadan kalkıyor ve yeniden gerçekliğe dönüyoruz. Jack’in hemen modu düşüyor ve daha fazla bilgi öğrenmeye çalışıyor çünkü aslında mutlu olduğu şey o noktada kendi ilişkisel ve hayata devam etme başarısından ziyade karşısında sinirlendiği ve pasif agresif biçimde kurulduğu eski karısının bu konulardaki başarısızlığıydı. Ayrıca uzun bir zaman boyunca birbirine sahip olan iki kişinin farklı yollara girmesi ile sanki geçmişteki o benliğe, eski karısına hala bir sahiplik hissiyatı olması onun bu durumu günün sonunda kıskanmasına yol açıyor.
Anıların Bir Yakıt Olarak Kullanılmasının Saçmalığı
Bitmeye yakın ilişkilerin hep bir kurtarılma aşaması olarak anıların yeniden canlandırılmasını görüyoruz. Jude ile Gabe’in bitmeye giden ilişkisi sürecinde Gabe’in geçmişteki hoş anıları birer yakıt, itki gücü olarak kullanmasında Jude buna hemen karşı çıkarak bunun ne kadar saçma olduğunu hızlıca Gabe’in suratına vurur. Gerçekten de yine oldukça acınası ve mantıksız bir defans mekanizmasıdır bu. Bir ilişkinin bitiyor olma sebebi onun geçmişten daha kötü ve sürdürülemez bir hale gelmesiyken geçmişteki güzel anıların buna karşı bir defans olarak görülmesi oldukça ironik bir saçmalıktır. Zaten geçmişteki anlar güzelken şimdiki anlar kötü olduğu için bu karar alınırken bu son çırpınış oldukça gereksiz ve yine insan doğasından ötürü yaşanan bir ironidir.
Kısır İlişki Döngüleri ve Her Seferinde Rasyonellik İnatı
Jack ve Sally birbirlerine olan kıskançlıkları, yeni kişilerde aradıklarını tam olarak bulamamaları ve eski konfora olan düşkünlükleri yüzünden barışıyorlar ve yine bir masada, yaptıkları bu eyleme rasyonel bir alt taban oluşturmaya çalışıyorlar. Bu noktada insan ilişkileri hakkında temel bir soru yükseliyor: Madem bu yaptığınız bütün eylemler rasyonel bir zemine oturuyorlardı neden bu kadar birbirine ters kararları -ayrılık, yeniden barışmak- almaya devam ettiniz? Bu sorunun cevabı çok net olarak insan ilişkilerinin mantıksızlığına ve sistemine yöneliyor. Hiçbir zaman rasyonalize edemediğimiz ve edemeyeceğimiz bu içgüdüsel sistemleri uygulamaktan hiç çekinmiyoruz ama her seferinde inatla bir çelişki olarak bunlara mantıksal bir altyapı da bulmaya çalışıyoruz. Belki de bu efor sarfettiren inattan vazgeçerek ilişkiler hakkında yaptığımız aldığımız her kararı her seferinde yeniden almamız, yapmamız ama bunları mantıksız birer gerçeklik ironisi ve insan doğasının hoş bir saçmalığı olarak görüp böyle kabullenmeliyiz ve kendimizi yormamalıyız. Saçmalığın cazibesinden faydalanıp olayları olduğu gibi görüp insan modernizasyonunun bize en büyük kazığı olan rasyonellikten kurtulup zincir ve prangalardan uzak bir benlik yapısına ilerleyerek bunu bütün günlük hayatımıza da yaymalıyız. Woody’nin de benim gibi düşündüğüne inanarak yazımı Annie Hall’dan aldığım ilişkiler hakkında belki de en gerçekçi betimleme ile kapatmak istiyorum: “Tamamıyla mantıksız, çılgınca ve absürttür. Ama galiba sürdürmek zorundayız.”

