Home > Özel Dosya > Yönetmen Dosyası > A24’un Parlak Yönetmeni: Alex Garland

A24’un Parlak Yönetmeni: Alex Garland

Kim Bu Alex Garland?

Kendi adıma sinemada artık yeni yönetmenlerden yapımlarını ilgiyle takip ettiğim pek fazla kişi olmadığını söyleyebilirim. Genellikle heyecanla takip ettiklerim çoğu 20. yüzyıldan beri filmler yapan, epey yaş almış yönetmenler. Dolayısıyla modern çağın parlayan senaristi ve yönetmeni olan Alex Garland’ın filmografisine ve hayatına dair bir inceleme yazma gereği duydum çünkü gerçekten ilginç işlere imza atan hatta biraz underrated denilebilecek bir isim.

Garland’ın sinemacılığı aslında roman yazarlığından doğrudan besleniyor. Meşhur yönetmen Danny Boyle’un, Garland’ın The Beach romanını genç Leonardo DiCaprio ile beyaz perdeye taşıma kararı, sinema tarihinin en kıymetli ortaklıklarından birinin fitilini ateşlemekle kalmayıp Garland’ın sinematik potansiyelini de ilk kez tüm görkemiyle gün yüzüne çıkardı. 26 yaşında yayımlanan romanının 2000 yılında film olmasıyla Alex Garland, sinema dünyasına adımını atmıştı. Ancak yönetmen koltuğuna oturmasına henüz vardı çünkü uzun bir süre senarist olarak devam etti.

Bu filmin ardından 2002 yılında vizyona giren ve yine Danny Boyle’un yönetmen koltuğunda olduğu, bana göre zombi filmleri arasında, benim de üzerine yazılarımın mevcut olduğu, şu ana kadar yapılmış en iyi filmlerden birisi olan 28 Days Later’ı yazdı. Bir röportajında Cillian Murphy ile eşinin arkadaş olduğunu söyleyen Garland, bu film ile birlikte Cillian Murphy’nin büyük bir çıkış yapmasını sağladı ve Cillian Murphy’i daha sonra pek çok popüler filmde gördük. Kendisini, 28 Years Later: The Bone Temple’den anladığımız kadarıyla serinin son halkası olacak olan 28 Years Later: Part III’de de göreceğiz. Cillian Murphy ve Danny Boyle ile ortaklığı bu seriyle kalmayan Garland, 2007’de aynı isimlerle Sunshine isminde bir bilim kurgu filmiyle sinemaseverlerle tekrar buluştu. İzlerken Ridley Scott’ın Alien filmine yer yer benzettiğim bu filmin, Garland’ın en parlak işlerinden birisi olduğunu düşünmesem de onun kalemini anlamak açısından izlemeye değer bulduğumu söyleyebilirim.

a24un parlak yonetmeni alex garland 2

Alex Garland’ın Bireysel Yolculuğu

2025’e kadar Danny Boyle ile ortaklığına ara verecek olan Garland, senarist koltuğunda başka yönetmenlerle çalışmaya devam etti. Artık bir tanınırlık ve prestij elde etmiş olan Garland’ın bu süreçte Mark Romanek’in yönetmen koltuğunda oturduğu Never Let Me Go, yaklaşık 15 milyon dolarlık bütçesine karşın gişede yaklaşık 11 milyon dolar hasılat elde ederek battı ve Garland’ın başarısız kabul edilen işlerinden birisi oldu.

Keza daha sonrasında yönetmen koltuğunda Pete Travis’in olduğu Dredd filmi, kısmi bir başarı elde etmiş olmasına ve seyirciler tarafından epey beğenilmiş olmasına rağmen yine gişede battı.

Bütün bu ticari hayal kırıklıkları, belki de Alex Garland’ı yönetmen koltuğunda görmemizi ve tamamen kendi sinematik dünyasını kurabilmesi için sancılı bir olgunlaşma sürecini sağladı.

Yönetmen Koltuğunda

Bütün bunların ardından Alex Garland, yönettiği ilk film olan Ex Machina’yı 2015’te seyircilerle buluşturdu. Hem A24’un büyümesini sağlayan, hem de gişede oldukça büyük bir başarı yakalayan bu film, Alex Garland’ın yönetmen koltuğundaki en iyi filmi olarak nitelendirilebilir çünkü hem zamanının ötesinde vizyona sahip olan bir film, hem de 21. yüzyılda yapılmış bilim kurgu filmleri arasından her bilim kurgu severin yolunun düştüğü ikonikleşmiş bir film. Aynı zamanda bu filmle birlikte Alex Garland’ın Oscar Isaac ile Annihilation’da da göreceğimiz ortaklığı resmen başlamış oldu. Yani Ex Machina’yı birçok açıdan Garland’ın kırılma noktası sayabiliriz.

a24un parlak yonetmeni alex garland 3

Zannımca Ex Machina ile artık bir kitle yaratan Garland, daha sonrasında tartışmalı bir film olan Annihilation’ı yöneterek Natalie Portman ve Oscar Isaac gibi birçok popüler oyuncuyla yeniden karşımıza çıktı. Filmi bazıları çok severken bazıları hiç sevmedi fakat genel olarak beğenilen bir film olduğunu söylemek mümkün. Bana göre kendisi bu film ile Ex Machina’nın üstüne çıkmaya çalıştı, hatta belki felsefi sorgulamaları bunu bir nebze olsun başardı ancak filmin Ex Machina’ya göre izleyiciler tarafından fazlasıyla karmaşık bulunduğu açık. Bu durumu biraz ilginç buluyorum çünkü filmi izlerken Garland’ın yer yer fazla açıklayıcı olduğunu ve filmin fazla karmaşık bulunmasından çekindiğini hissetmiştim.

Sonrasında Devs isimli bir mini dizi ile felsefi bilim kurgu yapmadaki hevesinden vazgeçmediğini bizlere göstermiş oldu. Bu diziyi özellikle Severance dizisini sevenlere öneriyorum çünkü Severance’ın bu diziyle ciddi benzerlikleri var ve kesinlikle Severance’a ilham verdiğini düşünüyorum. Severance’dan farklı olarak izleyiciyi gizemde ve soru işaretlerinde boğmak yerine zihin açmaya öncelik veren bir dizi olduğunu da not düşerim.

Bu dizinin ardından yönettiği Men, Civil War, Warfare filmlerini kendi filmografisinin zayıf halkaları olarak görsem de yine izlemeye değer buluyorum ve gayet fena olmayan filmler olduğunu düşünüyorum. Özellikle kendisinin yönettiği son filmi (kendisi Elden Ring ile birkaç yıl içinde yeniden karşımızda olacak) olan Warfare, sound design ile gerilim yaratmada, atmosfer kurmada gayet başarılı olmuş bir film ve pek iyi olmamasına rağmen bence cesur bir girişim.

28 Franchise

Garland’ın o ham ve tekinsiz evren kurma dehasının belki de en berrak yansıması olan bu seri, uzun süren bir sessizliğin ardından 28 Years Later ile nihayet beyaz perdeye geri döndü. Danny Boyle’un yeniden yönetmen koltuğuna oturması ile taçlanan bu buluşma, Garland’ın kaleminden çıkan o apokaliptik geleceğin modern sinemadaki sarsılmaz yerini bir kez daha tescillemiş oldu. Bu seri üzerine zaten yeterince incelemem olduğuna inanarak burada üzerine fazla konuşmayacağımı belirtmek isterim.

Garland’ın Derdi Ne?

Alex Garland’ın kaleminden çıkan bütün bu eserlere baktığımızda şunu görmek mümkün, kendisi özellikle yas ve travmalardan besleniyor. En basitinden 28 Years Later’ı düşünelim, bu film zombilerin yarattığı dehşet kadar baba sorunları olan bir çocuğa odaklanıyor. Annihilation, Devs, Men hepsinde hikaye bir kadının kocasının travmatik bir biçimde ölmesi üzerinden şekilleniyor. Yani bilim kurgu evreni yaratırken aynı zamanda insan psikolojisinin kırılganlığı ihmal etmiyor. Kendisinin modern dünyanın güncel politik sorunlarını alt metne çok güzel yedirmesine değinmiyorum bile. Belki de kendisinin bütün bilim kurgu filmleri buna yaslanıyor: İnsan psikolojisinin kırılganlığı. Garland’ın sinemasını besleyen unsurların başında geliyor bu. İşte bu yüzden hem sorduğu felsefi sorularla, hem yaratıcılığıyla, hem de bu melankolisiyle bir Garland yapımı izlediğinizi rahatlıkla anlayabilirsiniz.