1895 yılının sonbaharında Paris’te, bir gösteri salonunda 22 yaşında bir kadın tarihi bir ana tanıklık ediyordu. Alice Guy, işvereni Léon Gaumont’un yanında, Lumière Kardeşler’in ilk halka açık sinema gösteriminde salondaki yerini almıştı. Salondaki çoğu kişi, bu teknik mucizeyle ilgili ne düşüneceğini bile bilmiyordu; sadece perdedekilere odaklanmışlardı: Tren istasyonları, fabrikadan çıkan işçiler, şehir manzaraları… Ama bir kitapçının kızı olan Alice farklı bir şey gördü, tüm hayatı boyunca hikâyelerle çevrili büyümüştü ve şimdi, hareket eden görüntülerin önünde otururken, aklından tek bir soru geçiyordu: “Ya bu makineler hikâye anlatmak için kullanılsaydı?”
İşte tam da bu soruyla başlayan ve birazcık romantize ettiğim hikâyemizin kahramanı Alice Guy-Blaché (1 Temmuz 1873-24 Mart 1968), yalnızca dünyanın ilk kadın yönetmeni değil, aynı zamanda kurmaca anlatı sinemasının öncülerindendir, hatta bildiğimiz kadarıyla da ilkiydi. 1896’dan 1920’ye kadar resmi olmayan kayıtlara göre 1000’den fazla film yönetmiştir. Kendi stüdyosunu kurmuş, doğal oyunculuk konusunda ısrarcı olmuş, özel efektlerle deneyler yapmış, senkronize sesli sinema sistemleriyle çalışmış, el boyamasıyla renklendirme yapmıştır. Ama (nedense) sonra unutulmuştur. Aslında unutulma sebebini en temel düzeyde verecek olursak, sosyal bilimlerin cevabını çoktan bulduğu ama ne yazık ki çözümünü uygulayamadığımız bir gerçek olan “patriarkal sistem” diyebiliriz. Alice Guy-Blaché’in anısına ve onuruna saygımdan dolayı bu yazıyı sistem eleştirisi ile bulandırmayacağım. Okuyunca siz de “böyle bir değer nasıl unutulabilir?” diyeceksiniz zaten.
İlk Adım: “Bu Saçma Bir Fikir Ama Dene”
1896’da Gaumont’un sekreteri olan Alice, işverenine cesaretle bir öneride bulunur: “Belki de ben küçük sahneler yazabilir ve arkadaşlarımın oynamasını sağlayabilirim.” Gaumont’un cevabı, tarih için ironik olacaktır: “Saçma bir fikir gibi görünüyor ama asıl işinize engel olmadığı sürece deneyebilirsiniz.”
Alice arkadaşlarını toplamış, bir kamera almış ve 1896’nın baharında La Fée aux Choux (Lahana Perisi) filmini çekmiştir; Georges Méliès’in ilk kurmaca filmlerinden bile önce. Film, bebeklerin lahana tarlalarından geldiğine dair bir Fransız halk masalını anlatmaktadır. Basit, masum, ama devrimci bir filmdir çünkü bu, sinematografın sadece belgelemek için değil, hikâye anlatmak için kullanılabileceğini gösteren ilk adım olmuştur.
Filmin başarısı üzerine Gaumont, Alice’i 1897’de henüz 23 yaşındayken yapım müdürü yapmıştır. Bundan sonraki on yıl boyunca muhtemelen dünyadaki tek kadın yönetmen olarak, Gaumont için üretilen neredeyse tüm filmleri o yönetmiştir.
“Be Natural”: Doğal Oyunculuğun Öncüsü
Alice Guy-Blaché’nin stüdyosunun duvarında büyük harflerle yazılmış bir tabela vardı: “BE NATURAL” (Doğal Olun). Bu, onun oyunculara verdiği en temel talimattı. Erken dönem sinemasında abartılı jestler, teatral mimikler yaygınken (ki bunun en büyük sebebi oyuncuların ve yönetmenlerin tiyatro kökenli olmasıydı), Alice oyuncularından doğallık istiyordu. Yapaylık değil, gerçeklik izletmek istiyordu perdede. Bu yaklaşım, sinema tarihinde sıklıkla göz ardı edilen ama son derece önemli bir katkıydı, işte Alice Guy-Blaché, bu düsturuyla sinemasal oyunculuğun temellerini atmış bulunuyordu.
Filmleri sadece teknik değil, tematik olarak da çeşitliydi. Dans filmleri çekmiştir: Le Boléro (1905), Tango (1905), serpantin dans (1890’larda Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa’da popüler olan, sahne şovlarının ve erken dönem filmlerinin temelini oluşturan bir dans biçimidir) gibi popüler gösteri sanatlarını sinemaya taşımıştır. Komedi, dram, fantastik, tarihi filmler yapmıştır. 1906‘da La vie du Christ’i (İsa’nın Hayatı) çekerken 300 figüran kullanmıştır ve bu o güne kadar yaptığı en büyük prodüksiyon olmuştur. Filmde James Tissot’nun Yeni Ahit illüstrasyonlarını referans almıştır ve filmin montajını tamamen pratik efektlerle gerçekleştirmiştir.
Amerika’da Yeni Bir Başlangıç: Solax Company
1907’de Alice, Gaumont’da çalışan genç kameraman Herbert Blaché ile evlenmiştir. Evliliklerinden kısa bir süre sonra çift Amerika’ya taşınmıştır çünkü Herbert, Gaumont’un Chronophone (senkronize sesli sinema sistemi)’u tanıtmak üzere görevlendirilmişti. Alice de kariyerinin zirvesinde olmasına rağmen, görevini bırakıp kocasını takip etmiştir.
Yıl 1910’u gösterdiğinde Alice, New York’ta kendi şirketini kurmuştur: Solax Company. Bu, aynı zamanda bir kadının sahip olduğu ve yönettiği ilk film şirketidir. Alice sadece yönetmen değil, başkandı. Şirketi kısa sürede büyük başarıya ulaşmış ve 1912’de New Jersey’de 100.000 dolarlık (2026 değeri ile 3,34 milyon dolar) yeni bir stüdyo inşa etmeye yetecek gelir elde etmiştir. O dönemde New Jersey, Amerikan film endüstrisinin merkeziydi.
Alice, Solax’ta haftada üç filme kadar çıkan bir prodüksiyon hızıyla çalışmıştır. Özel efektler, çift pozlama, bölünmüş ekran teknikleriyle deneyler yapmıştır. 1912‘de The Sewer filminde canlı fareler kullanmış, aynı yıl The Making of an American Citizen ile göçmenlik meselesini, The Strike ile işçi hareketlerini ele almıştır. 1916’da aktivist Rose Pastor Stokes ile birlikte Shall the Parents Decide? senaryosunu yazarak aile planlamasını konu almıştır.
Bir Dönüm Noktası: A Fool And His Money
Alice Guy-Blaché 1912‘de sinema tarihinde bir kez daha çığır açmıştır. A Fool and His Money (Aptal ve Parası) filminde, tamamen Afro-Amerikalı oyunculardan oluşan bir kadro kullanmıştır ve bu, Amerikan sinemasında bilinen ilk tamamen siyah kadrolu filmi olmuştur. Rivayete göre, beyaz oyuncular siyah oyuncularla çalışmayı “geri dönülemez bir onursuzluk” olarak gördükleri için Alice onları işten çıkarmıştır ve sadece siyah oyuncularla çekime devam etmiştir. (O dönemde beyaz oyuncuların yüzlerini boyayarak siyah karakterleri canlandırmaları Amerikan sinemasında yaygın ve kabul edilebilir bir uygulamaydı.)
Film 2000 yılına kadar kayıp sayılıyordu, ta ki Kaliforniyalı bir mühendis olan David Navone bir bitpazarında aldığı bir sandıkta filmin makaralarını bulana kadar. Film, American Film Institute tarafından restore edilmiştir ve şu anda tarihi ve estetik önemi nedeniyle Kongre Kütüphanesi’nde korunmaktadır.
Ancak “A Fool and His Money” her ne kadar tamamen siyah kadroyla çekilmiş olsa da, film döneminin ırkçı klişelerini de içeriyordu: Siyah karakterler, ani zenginleşen ama parayı kumarda kaybeden, sorumsuz tipler olarak gösteriliyordu. Film tarihçisi Alison McMahan’ın konuyla ilgili olarak: “Film kesinlikle ırkçı, ama aynı zamanda hem göçmenlerle hem de siyah orta sınıfla ilişkilendirilen asimilasyon rüyasını yansıtıyor” demiştir. Alice, Fransa’dan Amerika’ya göç etmiş biri olarak, Amerikan kültürünün klişelerini bu filminde tekrarladığı için kimi çevrelerce eleştirilmiştir. Yine de sinema tarihçileri filmin tarihsel öneminin hakkını teslim etmişlerdir. Yönetmen ve yapımcı Ava DuVernay’in belirttiği gibi: “Film kesinlikle döneminin ürünü. Tamamen ilerici olduğunu söyleyemem. Ama o zamanlar farklı algılanmış olabilir. Niyeti ne olursa olsun, önemliydi çünkü siyah sinemasal imge vardı, ki bu daha önce bu şekilde görülmemiş bir şeydi.”
Karanlık Yıllar
1914’te uzun metrajlı filmler endüstrinin standardı haline gelmeye başlamıştır ve stüdyo üretimi de Hollywood’a kaymıştır. Herbert Blaché, Gaumont’daki temsilcilik görevinden istifa edip 1913’te kendi şirketi Blaché Features’ı kurmuştur. Alice, bu şirkette de filmlerin yaklaşık yarısını yönetmiştir ancak Herbert başka bir stüdyo, U.S. Amusement Company’yi kurduğunda, Alice’in rolü giderek azalmıştır. Herbert’in Alice’in çalışmalarını ikinci plana atması, evliliklerinin de iş ortaklıklarının da sonunu getirmiştir.
1919’da bir yangın Solax stüdyosunun büyük bir kısmını yok edince, Alice kalan varlıklarını satarak faturalarını ödemeye çalışmıştır. Bu dönemde yaşanan influenza salgınında da ölümden dönmüştür. Sonrasında şirketi de iflas edince kalan her şey yok pahasına açık artırmada satılmıştır. 1920‘de son filmi olan Tarnished Reputations (Lekelenmiş İtibarlar) çekmiştir. Başlık, ironik bir şekilde, kendi geleceğine de işaret ediyordu.
Boşandıktan sonra Alice, iki çocuğuyla birlikte Fransa’ya dönmüştür ama film endüstrisinde iş bulamamıştır. Kendi deyişiyle, “Kimse yaşlı, beyaz saçlı bir kadını yönetmen olarak işe almak istemiyor” durumunu yaşamıştır.
Unutuluştan Geri Dönüş
Hayatının son yıllarında Alice, filmografisini derlemeye ve anılarını yazmaya çalışmıştır. Keşfettiği şey ise kırıcı olmuştur: Birçok başarısı unutulmuş, daha da kötüsü, erkek meslektaşlarına mal edilmişti. Yönettiği filmler, başkalarının eseri olarak kayıtlara geçmişti.
1953’te Fransa hükümeti, geç de olsa, Alice’e Legion of Honour (Légion d’Honneur) (askeri olmayan en yüksek onur) nişanını vermiştir. 1957’de Cinémathèque Française’de onuruna bir tören düzenlenmiştir.
1964’te Alice, ABD’ye geri dönmüştür ve kızı Simone ile birlikte New Jersey’de (ironik bir şekilde), bir zamanlar en büyük başarılarını yaşadığı Solax stüdyosunun yakınında yaşamıştır. 24 Mart 1968’de, 94 yaşında hayata gözlerini yummuştur.
Anıları, “The Memoirs of Alice Guy Blaché” ismiyle 1976’da yayınlanmıştır. Film tarihçisi Anthony Slide tarafından düzenlenmiş bu kitap, Alice’in hayatının günümüze ulaşmasını sağlamıştır.
1 Temmuz 2012’de (Alice’in doğum gününde) Fort Lee Film Commission, mezarına yeni bir taş koymuştur: “İlk Kadın Sinema Yönetmeni, Stüdyonun İlk Kadın Başkanı, Solax Şirketi Başkanı” (orj. Alice Guy Blaché, 1873-1968, First Woman Motion Picture Director, First Woman Studio Head, President of the Solax Company, Fort Lee, N.J.)
Kayıp Miras
Alice Guy-Blaché’nin 1000’den fazla film yönettiği tüm sinema tarihçilerinin mutabık olduğu bir bilgi ancak ne yazık ki bunlardan sadece 150 kadarı günümüze ulaşmıştır. Uzun metrajlı film sayısı 22’dir. Filmlerinin tamamı, hepimizin bildiği, yanıcı nitrat makaralarla çekilmişti; bazıları kayboldu, pek çoğu ise stüdyoda çıkan yangında yok oldu.
2018‘de Kino Lorber, Library of Congress ve British Film Institute iş birliğiyle Pioneers: First Women Filmmakers adlı altı disklik bir kutu seti yayınladı. İlk disk, tamamen Alice Guy-Blaché’nin filmlerine ayrılmıştır. Aynı yıl, yönetmen Pamela B. Green’in belgeseli Be Natural: The Untold Story of Alice Guy-Blaché gösterime girdi. Jodie Foster’ın seslendirdiği belgesel, Alice’in hayat hikâyesini, kayıp aile üyelerini ve sinema tarihindeki unutulmuş yerini aktarmaktadır.
Alice Guy-Blaché’nin hikâyesi, trajik ama aynı zamanda artık umut verici. Trajik, çünkü 1000’den fazla film yapan, sinemanın doğuşunda merkezî bir rol oynayan bir kadın, hayatının son yarım yüzyılında unutulup görmezden gelinmiş ve silinmeye çalışılmış. Umut verici, çünkü son yıllarda onun sinema tarihindeki yeri yeniden keşfediliyor, filmlerinin restorasyonu yapılıyor, hikâyesi anlatılıyor.
Bugün Alice Guy-Blaché’nin adını bilmeyenler için ya da benim gibi yeni öğrenenler için yazdıklarım sadece bir tarih dersi değil, aynı zamanda sinema tarihinin nasıl yazıldığına, kimin hatırlandığına ve kimin unutulduğuna dair bir uyarı niteliğinde. Çünkü Alice yalnız değildi; onun gibi yüzlerce kadın yönetmen, yapımcı, senarist, kameraman vardı ve çoğu unutuldu.
Alice Guy-Blaché’yi hatırlamak, sadece bir kadını onurlandırmak değil, aynı zamanda sinemanın gerçek tarihini geri kazanmaktır. Çünkü sinema, yalnızca Lumière Kardeşler’in, Edison’un, Méliès’in değildir. Sinema, aynı zamanda Alice Guy-Blaché’nindir. Ve belki de en önemlisi şu: Alice’in stüdyosunun duvarındaki o “BE NATURAL” tabelası bugün hâlâ geçerli. Doğal olmak, gerçek olmak, hikâye anlatmak hâlâ sinemanın özü. Bunu ilk öğreten de 23 yaşında bir Fransız kadındı.
Alice Guy-Blaché, 1896’da bir kamera alıp arkadaşlarını topladığında, sadece bir film çekmemiştir, bir sanat formunun temellerini atmıştır. Bu temeller bugün hâlâ ayakta; bizlere sinemanın büyülü dünyasını keşfetme fırsatı vermeye devam ediyor.
Hepinize sinema dolu günler dilerim. Sinema tarihine dair başka araştırmalarda görüşmek üzere…


